BİLET AL
ÜYE GİRİŞİ
Şifremi Unuttum

Hoca Fakıh Türbesi ve Zaviyesi

Türbe, Konya’nın batısında, Yaka Bağları, Beyşehir Yolu üzerinde ve bu yolların kavşak noktasındadır. Hoca Fakıh semti Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar devrinde daima Konya’nın bir Mahallesi hâlinde idi. Konya Müzesi’nde bulunan 970 tarihli bir Konya Şer’î Sicil Defteri’nde burası, Hoca Fakıh Sultan Mahallesi şeklinde adlandırılmıştır. 

Türbenin beş dönüm kadar kıble tarafında tarladan hamamın su tesisatının izlerine rastlanmaktadır. Türbe ile batısındaki Karatâyî Mescidi arasında da kumlar altında eski zaviyenin muntazam harçla yapılmış duvar kalıntıları tespit edilmektedir. 

Mabedin; Akyokuş, Yaka yoluna açılan avlu kapısını üç mermer taş söveler. Beyzî şekilli kapı kemeri bir tek taştandır. Üstündeki Kitabe yuvası boştur. Burada mavi zemin üzerine siyah ile yazılmış kûfî bir Kitabe vardı. 1325 Rûmî yılında çalınmıştır. Şimdi buraya birkaç mavi Selçuk çinisi yerleştirilmiştir. Kapının solunda oyma, oluklu Bizans lahdinden bozulmuş bir sebil vardır. Üstündeki bir taşta üç satır halinde şu Kitabe okunur: 

“Peygamber aleyhisselâm buyurdu: Ölüm bir kâsedir, herkes onu içecektir; kabir bir kapıdır, herkes girecektir.”

Sebilin üstünde 20 kadar kapının üstündekilerin aynı mavi renkli Selçuk çinileri görülür. Kapının sağında sarnıç, solunda da çeşme vardır. Eskiden bu kapı ve iki yanındaki avlu duvarları on metre kadar içerlek idi. Burada; kuzey tarafı açık dam örtülü bir de yazlık mescid vardı. Bir selde kısmen harap olan bu mescid ve eski duvar 1325 Rumi yılında yıkılarak şimdiki duvar ve kapı yaptırılmıştır. Eski avlu kapısının sövelerinde gayri İslâmî devirlere ait iki sütun vardı. Bunlardan birisi köşk yerinin önüne yapılan yeni çeşmede kullanılmış, ikincisi içeride duvar dibinde hâlâ duruyor. Mescidin imamı Hoca Ahmed Mor’un anlattığına göre sebilin üstündeki mezar taşını buradaki mezarlıktan ve kapı ile sebilin üstlerindeki çinileri de hanın arkasındaki Şekerfurûş Türbesi’nden sökerek buraya yerleştirmiştir.

Avlu kapısından girince sağa sola serpiştirilmiş perişan mezar taşları görülür. Dört âdi tahta sütunun tuttuğu bir saçak Mabedin önüne bir son cemaat yeri yapmaktadır. Mabetten buraya iki sıra halinde dört pencere açılır. Kapısının söveleri som beyaz mermerdendir. Kemeri beyaz ve mor mermerden zıvanalanmıştır. Kapının sağındaki ve solundaki duvarların yüzünü altı köşeli nefis mavi çiniler kaplıyordu. Sol taraftakiler durmaktadır. Sağdakilerin çoğu yıkılmış ve gaip olmuştur. Mabet küçüktür. Duvarları taşla yapılmıştır. Dört penceresi bulunan kıble duvarı çatlamıştır. Eskiden üstünü dört duvara ve iki tahta direğe dayanan bir kara dam örterdi. Şimdi çatı örtü halindedir. Burasının daha eskiden tonoz bir kubbe ile örtülmüş olması ve türbeye methal olarak yapılmış bulunması çok muhtemeldir. Zaviye yıkıldıktan sonra Karatâyî Mescidi muattal kaldıktan sonra bu antre, mescid haline konulmuştur. Methalin batı tarafındaki ve köşedeki kapı, Hoca Fakih’in Türbesi’ne açılır. Üstündeki taşta dokuz satır halinde Selçuk sülüsüyle bir kitabe bulunmaktadır. Bu Kitabeye göre türbede h.618-m.1221 M. yılında Selçuk Sultanları’ndan I.Alâe’d-din Keykubad zamanında ölen Fakıh Ahmed yatmaktadır. Türbeyi tuğla ile örülmüş sağır ve tek bir kubbe örtmektedir. Zemini altı köşeli tuğlalarla döşenmiştir. Duvarlarının dışı muntazam kesme, içi âdi taşla yapılmıştır. Türbeden dışarıya iki sıra halinde altı pencere açılır. Kubbe eteklerinde geniş istalaktit halinde süsler görülür. Ortada tahta bir sanduka vardır. Adî harçla sıvanmış olan asıl sanduka üzerine geçirilmiştir. Türbenin altında birçok Selçuk ve Karamanoğlu türbelerinde olduğu gibi cenazelik- mumyalık dediğimiz bir bodrum kat vardır. Türbenin etrafı sellerin getirdiği kum tabakalarıyla örtüldüğü için bu katın kapı yeri şimdi belli değildir. Ufak bir kazı ile meydana çıkar. Türbe iyi muhafaza edilmesi lâzım gelen kıymetli ve çok eski bir Selçuk eseridir.

Mabedin sağı, kıble tarafının batısı, avlusunun kuzey doğusu ve içi mezarlıktı. Buralarda çok kıymetli mezar taşları vardı. Şimdi dışarıda üzerinde durulacak hiçbir kıymetli taş kalmamıştır. Avlusunda Selçuk ve Karamanoğulları tarihinin birçok noktalarını aydınlatacak kıymetli taşlar vardır. Fakat bunlar dağılmış, karışmış ve bir kısmı da toprak altında kalmıştır.