BİLET AL
ÜYE GİRİŞİ
Şifremi Unuttum

Sadreddin Konevi Cami ve Türbesi

Meram İlçesi’nde, kendi adıyla bilinen mahallede ve Turgutoğlu Sokak’tadır. Konya şehir surlarındaki “Çeşme Kapısı” civarında inşa edilen yapı alanının, zâviye, mescit, kütüphâne, türbe, hazîre ile çeşme ve şadırvanı ihtiva eden bir manzûme halinde düzenlenmiş olduğu bilinmektedir. Bugünkü cami ve kütüphânenin ise, Konya Valisi Mehmed Ferid Paşa’nın 1899/1900 yılında yaptırdığı tâmirle genişletilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Yol kotunun yükseltilmesi dolayısıyla çukurda kalmış olan cami, kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen bir oturum alanı üzerine inşa edilmiş kârgîr bir yapıdır; beden duvarlarında taş ve tuğla kullanılmıştır. Dikdörtgen planlı yapı, hâlihazırda kiremit kaplı kırma bir çatıyla örtülüdür. Doğu cephesinin güney kanadında, cepheye bitişik olarak Şeyh Sadreddîn Konevî’nin Türbesi yer almaktadır.

Kıble cephesinin batı köşesindeki minaresi, kare prizmal kaide üzerinde yükselen çokgen gövdeli ve tek şerefeli bir kütledir; yüksek kaidesi, aralarında devşirme yapı malzemelerinin de kullanıldığı kaba yonu taştan inşa edilmiş olup, üçgen kuşağından ibâret pabuç ve çokgen gövdesi tuğla örgülüdür. Caminin ibâdet mekânına, batı cephesinin ortasındaki tek kanatlı ahşap bir kapıyla olduğu kadar, güney cephesinde ve minare kaidesinin doğu kanadındaki çift ve doğu cephesindeki tek kanatlı kapılarla da dahil olunabilmektedir.

İbâdet mekânı, kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen planlı ve birbirine bitişik iki bölümden oluşmaktadır; her iki mekân da, ahşap kirişlemeli düz tavanla örtülüdür. Kuzey kanatlarına, sonradan, zemin katın köşelerine yerleştirilmiş iki kollu ve sahanlıksız ahşap merdivenlerle çıkılan fevkânî birer ahşap mahfil ilâve olunmuştur. Mahfile çıkan merdivenin altında, etrafı ahşap kafesle çevrilmiş olan üç sanduka dikkati çeker; sandukaların, Sadreddîn Konevî’nin torunlarına âit olduğu bilinmektedir.

Caminin doğu kanadındaki ibâdet mekânının kıble duvarındaki mihrap, Selçuklu çağının en dikkat çekici çini mozaik örneklerinden biridir. Kıble duvarından taşan mihrap, farklı genişlik ve profillerdeki silme ve bordürlerle yanlardan ve üstten çevrelenen dikdörtgen prizmal bir kütledir; turkuaz ve patlıcan moru sırlı çini mozaiklerden oluşan geometrik ve bitkisel bezemelerle kuşatılmış mihrap nişi, zar başlıklı silindirik köşe sütunceleri üzerine oturan altı sıra mukarnas kavsaralıdır. Kavsaranın alınlığındaki kûfî yazıyı hatırlatan bitkili-geometrik kompozisyonun alt kenarında ve alınlığı kavsara köşeliklerinden ayıran yatay çini şeridin üzerinde belli aralıklarla yerleştirilmiş altıgen ve dairesel madenî kabaralı dört çivinin işlevini tayin etmek mümkün olamamıştır. Mihrabın eksilen bazı turkuaz çinilerinin boya ile tamamlandığı tesbit edilebildiği gibi, dış silme üzerindeki bazı rûmî motiflerinde kullanılan çini mozaiklerin de, lüster tekniğinde üretilmiş örnekler olması muhtemeldir. Mihrap çerçevesinin üst bölümünde, duvara gömülü olarak, bir çini levha ile üstünde de bezemeli bir devşirme parça dikkati çeker.

Caminin, ahşap pencere kanatları, hâlihazırda İstanbul’daki Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ndedir.

Manzûmenin inşa kitâbesinde, Şeyh Sadreddin Konevî’nin “kendisinin vakfeylediği kitapları ihtiva eden kütüphânesi”nden bahsedilmesi, caminin bünyesinde, vaktiyle bir kütüphâne bulunduğunu ortaya koymaktadır. Sözkonusu kütüphâneye âit ve toplam sayısı 167 olarak tesbit edilen çok değerli el yazmalarının, bir ara Turgutoğlu Türbesi’ne, daha sonra da bugün bulunduğu Yusuf Ağa Kütüphanesi’ne taşındığı bilinmektedir.

Şeyh Sadreddîn Konevî’nin türbesi, caminin doğu duvarına bitişiktir; kare planlı açık türbeye, içinde havuzu bulunan kapalı bir avlu üzerinden ulaşılan açık bir avludan girilmektedir. Açık türbe, mermer şebekeli korkulukların aralarına yerleştirilmiş ve Bursa kemerleriyle birbirine bağlanan kare planlı ve köşeleri pahlanmış oniki mermer sütunun taşıdığı profilli bir saçak silmesi halinde mezarı çevrelemekte ve üstünde de, tamamiyle ahşap karkastan ibâret olmak üzere, sekizgen bir ahşap kasnak üzerinde yükselen ahşaptan sekizgen bir piramidal külâh yer almaktadır. Üstü açık bu tür bir strüktürün inşaında, Sadreddîn Konevî’nin vasiyetnâmesindeki “...Kabrimin üstünde hiçbir mamûre ve dam yapmayınız...” isteğine uyulduğu anlaşılmaktadır.

Tarihî kaynaklarda manzûme içerisinde olduğundan bahsedilen çeşmenin, hâlihazırda caminin batısındaki sivri kemerli bir nişten ibâret çeşme olup olmadığı belirsizdir. Çeşmenin üzerine belli ki sonradan konulmuş olan kitâbede “İnşa 613 H. Tâmir 1933 M.” yazılıdır.

Caminin güney cephesinde ve minare kaidesinin doğu kanadındaki kapısı üzerinde iki kitâbe yer almaktadır. Alt sıradaki üç satırlık sülüs hatlı Arapça kitâbeden, “...türbesiyle birlikte, vakfiyesinde şartları zikr ve beyân edildiği üzere, kendisinin vakfeylediği kitapları ihtivâ eden kütüphanesiyle birlikte bu mübârek imâret”in, “Gerçeği arayan Rabbâni âlim Şeyhi-l-imâm Sadrüddin Muhammed bin İshak bin Muhammed” tarafından 1274/75 yılında inşa ettirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Sözkonusu kitâbenin üzerindeki Osmanlı Türkçesiyle yazılmış üç satırlık onarım kitâbesinden, “...bu câmi-i şerîf ile türbe-i münîfe”nin, Osmanlı Sultanı Gâzi II. Abdülhamîd Han zamanında ve Konya Valisi Mehmed Ferîd Paşa’nın “memuriyetlerinde” ve 1899/1900 yılında “îmâr ve ihyâ buyurulmuş” olduğu anlaşılmaktadır.