BİLET AL
ÜYE GİRİŞİ
Şifremi Unuttum

Sille

Konya’nın 8 km. kuzeybatısında yer alan Sille’deki en eski yerleşim, kuzeyde yer alan Sızma Höyüğü’dür. Burada yapılan araştırmalarda M.Ö. 8-7. yüzyıl Frig uygarlığına ait kalıntılar bulunmuştur. Antik dönemde Sylata ya da Sylla olarak isimlendirilen Sille’nin Roma döneminde iskân gördüğü, şehir içinde bulunan antik mimariye ait taş eserlerden anlaşılmaktadır. Muhtemelen kent bu dönemde, Efes’ten doğuya giden Kral yolu üzerindeki Konya’nın yakınında bir durak noktasıdır. Aynı yüzyılda Aziz Paul Konya’dan geçtiği sırada Sille’ye de uğramış olmalıdır.

M.S. 4. yüzyılda Efes önemini kaybetmiş, Bizans’ın başkenti olan İstanbul önem kazanmıştır. İstanbul’dan Kudüs’e giden yol üzerinde de bulunan Konya, bu dönemde de önemini korumuş Kudüs’e giden hacıların uğrak noktası olmuştur. Aya Elenia Kilisesi’nin kitabesi, yapının bu tarihte Büyük Konstantin’in annesi Helene tarafından yaptırıldığını belirtmektedir. Bilindiği gibi ilk Hıristiyan aristokrat olan Helene yaşamı sırasında Hz. İsa’nın gerildiği kutsal haçı bulmak amacıyla Kudüs’e gitmiş, geçtiği yollarda birçok kilise inşa ettirmiştir. Aya Elenia Kilisesi Sille’nin gerçekten de bu yol üzerinde bulunduğunu göstermektedir.

Bizans dönemi tarihi kaynaklarında ismi geçmeyen yerleşim, M.S. 7-10. Yüzyıllar arasında tüm diğer kentler gibi Arap akınlarına maruz kalmıştır. Önemli bir stratejik nokta olan Gevale Kalesi bu dönemde bölgeyi açık bir hedef haline getirmiş ve bu yüzden bölge sık sık işgal edilmiştir. Arap akınlarının Anadolu’da sonlanması ile kent önemli bir dini merkez olmuştur. Bölgede bulunan kaya kiliseleri ve özellikle Ak Manastır bu önemi açıkça göstermektedir.

Sille’nin önemi 1071 yılından sonra Selçuklular’ın Konya’yı ele geçirip, başkent yapmaları ile artmıştır. Konya’daki Türk hâkimiyeti sonucunda şehirdeki gayrimüslimlerin bir kısmının kent dışına yerleştikleri sanılmaktadır. Muhtemelen bu dönemdeki en fazla göç Konya’nın çok yakınında bulunan Sille’ye olmuştur.

3 Temmuz 1097 yılında Sultan I. Kılıç Arslan, Konya’ya gelen I. Haçlı ordusu yüzünden şehri boşaltmış ve dağlara yerleşmiştir. Bölgeye gelen haçlı ordusu bir süre burada kalıp Konya ile beraber Sille’yi de talan etmişlerdir.

Dönem kaynaklarından 1116-1118 yıllarında I. Alexios tarafından Konya’ya yapılan seferin geri dönüşünde, Konya çevresinde yaşayan birçok Rumun Bizans ordusu ile beraber İstanbul’a döndükleri öğrenilmektedir.

Böylece bölgedeki gayrimüslim nüfusunun bir miktar azaldığı sanılmaktadır.

1146 yılında Bizans imparatoru Manuel, Philomelion’da (Akşehir) Selçuklu Sultanı Mesud ile yaptığı savaşta galip gelince Konya’yı kuşatmış; Selçuklu ordularıyla Gevale Kalesi eteklerinde tekrar mücadele etmiştir. Ioannes Kinnamos’un anlattığına göre bu saldırılarda Bizans ordusu Konya dışındaki yerleşim yerlerini yakmıştır.

Savaşların dışında dönem dönem meydana gelen doğal afetlerde bölge nüfusunu olumsuz etkilemiştir. 1153 yılındaki Konya’da meydana gelen büyük veba salgını tarihçilerin belirttiği bu afetlerden birisidir.

1226 yılında Sultan I. Alâeddin Keykubat, Ermenistan seferi dönüşünde bir grup Hıristiyan Peçenek Türkünü Konya’ya getirip, Sille’ye yerleştirmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra Konya ve çevresi Karamanoğulları Devleti’’nin hâkimiyetine girmiştir. Karamanoğulları ile Osmanlılar arasında Gevale Kalesi civarlarında yapılan mücadeleler sonunda bölge Osmanlı toprağı olmuştur.

Sille, Fatih Sultan Mehmed, II. Beyazıd, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve III. Murad dönemlerinde Konya Kazası’na bağlı bir karyedir. 17. Yüzyıldan itibaren Sille’nin idari statüsünün net olmadığı görülmektedir. Başlıca geçim kaynağı buğday, arpa ve hayvancılık olan bölgede giderek Müslüman nüfusu artmıştır. 19. Yüzyılın ikinci yarısında bölgeye gelen Charles Texier Sille’de Ermeni ve Rumların yazlıklarının olduğunu söylemektedir. 20. Yüzyılın başlarına ait Maliye ve Arazi Emlak Defterleri’nde Sille’nin nüfusunun %56’sı Müslüman, % 44’ü Gayr-i Müslüman olarak görülmektedir. 1913 yılında Konya’ya gelen Bela Horvath ise Konya’daki Rumların Sille’de özel kiliseleri olan yazlıklara sahip olduklarını ve Sille’de atmışa yakın kilisenin bulunduğunu söylemektedir. 1923 yılından sonra yapılan nüfus değişim politikası çerçevesinde Sille’deki Hıristiyan halk Yunanistan’a göç etmiştir.

Sille, Selçuklu ilçesine 1989 yılında iki mahalle olarak bağlanmıştır. 1995 yılında Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından kilise, manastır ve mezarlıkların bulunduğu güney yamaçları, birinci derecede arkeolojik sit alanı, esas yerleşme alanı ise kentsel sit alanı olarak ilan edilmiştir. Bugün Sille, Konya’nın önemli bir kültür ve turizm merkezidir.

GELENEK ve GÖRENEKLER

Sille, erken dönemlerden itibaren zengin bir kültürel birikime ev sahipliği yapan sayılı merkezlerden birisidir. Günümüze ulaşabilen kültür varlıklarının yanında zengin gelenek ve görenekleri ile de üzerinde durulması gereken bir kültür merkezidir. Mevcut Türk İslam kültür zenginliklerinin yanında 1923 yılı mübadelesi öncesinde Hıristiyan Ortodoks inançlı insanlarında kültürel zenginliklerini barındıran Sille, 19. Yüzyıldan itibaren birçok bilim adamının dikkatini çekmiştir.

1923 yılı öncesinde Konyalı gayrimüslimlerinde hafta sonlarını Sille’de geçirdikleri, azizlerin yortu günlerinde Sille’deki dini merkezlere geldikleri tarihi kaynaklardan öğrenilmektedir. Her 28 Eylül’deki Aziz Chariton yortusunda Ak Manastır, 24 Kasım’daki Aziz Philip ve 15 Ağustos Meryem Ana yortularında Sille’de gerçekleştirilen ayinler bir şenlik havasında kutlanılan önemli günlerden sadece bazılarıdır. Sille’de başta Ak Manastır olmak üzere birçok yer sadece Hıristiyanlar tarafından değil, Müslümanlar tarafından da saygıyla ziyaret edilmiştir. Selçuklu döneminde Ak manastırda büyük onarımlar gerçekleştirilmiş, Ak Manatır’da bulunan bir onarım kitabesinde Bizans imparatoru II. Andronicus ile Selçuklu Sultanı Mesud’un isimleri birlikte yazılmıştır. Mucizevi bir olay sonrasında Mevlâna Celâleddin-i Rûmi’nin senenin bir gününü Ak Manastır’daki mescidde geçirdiği ve ondan sonraki Çelebilerin manastıra her yıl zeytinyağı gönderdiği tarihi kaynaklardan bilinmektedir. Manastır rahipleri ile mevleviler arasındaki bu dostluk ilişkisi manastır terkedilene kadar devam ettirilmiştir.

Sille’deki gayrimüslimlerin kullandıkları Yunanca, Anadolu’da kullanılan Yunancadan çok farklı olup, çok sayıda Türkçe ve yerel kelimeler barındırmaktadır. 19. Yüzyılda dil bilimcileri tarafından kayıt altına alınan Sille halk masalları ile söyleşiler, Sille halkının sözlü geleneklerinin zenginliğini açıkça ortaya koymaktadır.

Günümüzde Türk İslam Kültür zenginliklerine sıkı sıkı bağlı olan Sille, modern zamanların tekdüzeleştirmesine inatla direnerek hala eskiden getirdiği bir çok geleneği yaşatmaktadır. Silleliler, düğünlerde, asker uğurlamaları ile karşılamalarında, “Gereğiler” olarak isimlendirilen toplu bozumuna başlanmasındaki kutlamalarda, her ay yapılan toplantılar ile her sene Eylül ayının son pazarında gerçekleştirilen Sille günü etkinliklerinde, gelenek ve göreneklerini yaşatarak, Sille’ye gelen misafirlere tanıtmaktadırlar. Önemli dini günlerde de eski geleneklerin halen yaşatıldığı, bugün etrafında herhangi bir konut kalmamasına rağmen Mezaryaka (Kayabaşı) ile Karataş Camilerin Ramazan aylarında teravih namazı için tercih edilmesinden anlaşılmaktadır.

Sille, yemek kültürü açısından da oldukça önemlidir. Zengin Konya mutfağının yanında kendine özgü bazı lezzetleri de bünyesinde barındırmaktadır. Özellikle düğün yemekleri, “Halfene” denilen ortak yemekler ile “İnce manca” olarak adlandırılan davet yemekleri, bu zengin tatların sunulduğu birer şölendir. Büyük çoğunluğu et yemeklerinden oluşan Sille mutfağında, yoğurt (dolga) ve bamya çorbası, su ve süt börekleri, dolma-sarma, erişte pilavı, katmer, köşeli, kurutulmuş balık (gavinna), paça, gaygana, calla, kadayıf, baklava ile “Kak” olarak adlandırılan kurutulmuş meyve ve sebzeler Sille’de bulabileceğiniz lezzetlerden sadece bazılarıdır.

Sille’de müzik sözlü geleneğin önemli bir parçasıdır. Kanun, ut ve sazın kullanıldığı yörede halen bölgenin yöresel türküleri yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bugün birçok kültürel ve bilimsel etkinliğe ev sahipliği yapan Sille, birçok düşünür ve ilim adamı da yetiştirmiştir. 

EL SANATLARI

Sille tarihi, mimarisi ve yaşayan gelenek göreneklerinin yanında farklı dallarda el sanatı ürünlerinin üretildiği önemli bir merkezdir. Bugün sandıklarda özenle saklanan zengin kıyafetleri, dünyaca ünlü halı ve kilimleri, hala yaşatılan testiciliği, Sille taş işçiliği ve mumculuk, ahşap oyma, sedefkarlık Sille’nin halk sanatları açısından da ne kadar zengin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 

GİYİM KÜLTÜRÜ

 

Günümüzde Konya ve Sille’deki müzelerde, özel koleksiyonlarda ve Sillelilerin çeyizlerinde özenle korunan Sille kıyafetleri ve aksesuarları oldukça önemlidir. Yerel Anadolu kıyafet özelliklerini gösteren giysiler oldukça yoğun ve özenli nakış süslemeleri ile başta Konya olmak üzere çevre bölge kıyafetlerinden ayrılmaktadır. Günlük kullanıma ve özel günlere göre farklılık gösteren kıyafetlerde işlev ve estetiğin birlikteliği görülmektedir. Kadın kıyafetlerinde, günlük kıyafetler daha sade ve yapılan işlerde kolayca kullanılabilecek şekildedir. Yün basma, lefkayıt ve şetari olarak isimlendirilen bu kıyafetlerde ayırıcı öğe kullanılan kumaşlardaki desenlerdir. Kadınların belirli günlerde kullandıkları kıyafetler ise oldukça süslü ve bol aksesuarlıdır. Cuma günü erkek tarafı gelinlerinin giydiği sarka, Perşembe günü yeni gelinlerin kullandığı cubba, cumartesi günü gündüz gelinlerin giydiği silah kürkü ve etekçe, nişanlı kızların kullandığı ferace ve frengi, cumartesi günü gecesi giyilen mıklama ile yeni gelinlerin bir yere giderken giydikleri çiçekli bu kıyafetlerden bazılarıdır. Kullanan kişiye ve güne göre değişen bu özel kıyafetlere fesler, çevre denilen ipekli tüller, fes üzerine bağlanan öbrüler, takma saçlar, altın kuşaklar, yaka kısmını kapatmaya yarayan davklar, şalvar üzerine giyilen zıbbalar, bir çeşit kol ve yaka süslemesi olan fistanlar (gaytan) ile galoş denilen kilim desenli dokumadan yapılan ayakkabılar eşlik etmektedir. Çeşit olarak az olmasına karşın oldukça süslü olan erkek kıyafetleri ise poşu, yelek (omuzda), gömlek (sırtta), kuşak, silahlık, şalvar, çorap ve çarıktan meydana gelmektedir. Bugün bu kıyafetlerin en güzel örnekleri Sille Kültür Müzesi olarak kullanılan Ak (Hacı Ali Ağa) Hamam’ında sergilenmektedir.